|
|
2009/8/12
|
|
Duadan bıkkınlık göstermeyiniz.
Çünkü dua ile beraber olan hiç kimse helak olmamıştır.
DUA
Dua iki şekilde tecelli eder:
ya bizi korkutan şeyi ortadan kaldırır.
Yahut da onu yenmemiz için bize güç
ve cesaret verir.
SABIR
Bedende baş ne ise,
imanda da sabır aynıdır.
Başssız beden olmayacağı gibi,
sabırsız da iman olmaz.

SABIR
Her söz için doğruluk,
her doğruluk için iş,
her iş için de sabır gerekir.

ŞÜKÜR
Şükrü eda edilen az bir mal,
şükrüne takat getirilmeyen
çok maldan daha hayırlıdır.

ŞÜKÜR
Şükür; gönlünün,
nimeti veren Allah'u Teala'ya
tam bağlı olmasıdır.
NEFİS
İsyanınız nefsinize,
itaatiniz Rabbinize olsun.
NEFİS
Nefsine dizgin vur ve bin,
aksi halde o sana yüklenir.
ÜMİT
Güçlük kolaylıkla beraberdir,
kendine gel, ümidi bırakma!
Akıllı insan bilir ki,
ölümün arkasında bile daha
güçlü bir hayat beklemektedir.
ÜMİT
Akıllı ve uyanık olun;
sizi ümitsizliğe götüren hadiseler,
saadete de götürebilir.

HAKKI TAVSİYE Başkasına iyiyi, doğruyu söylemek.
Allah'ın emir
ve yasalarını insanlara
tavsiye etmek.
Bu, müslümanın önemli
bir prensibidir.
"Âsr'a yemin olsun ki insan gerçekten
ziyan içindedir.
Bundan ancak iman edip
salih ameller işleyenler,
birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye
edenler müstesnadır" (el-Asr, 103/1-3).
İnsan, kendisini yaratan yüce Allah'ın
emirlerini yerine getirmek
ve yasaklarından kaçınmakla mükelleftir.
Kişi bu emir ve yasaklar karşısında birinci
derecede kendi nefsinden sorumludur.
Ancak insanın "nemelâzımcılık" ruhuyla
ve "bana dokunmayan yılan bin sene yaşasın
" zihniyetiyle bu ilahî emir ve yasakları
sadece kendi nefsinde yaşayıp,
diğer insanların bunları uygulayıp
uygulamamalarına seyirci kalması
İslâm'a göre câiz değildir. Aksine
bu emirlerin, başta aile fertleri olmak üzere
diğer insanlar arasında da tatbik
edilmesine var gücüyle çalışması
ve yasakların işlenmesine
engel olması gerekir.
Bunu yaptığı takdirde ancak
âyet-i kerimede belirtilen hakkı tavsiye
görevini yerine getirmiş sayılır.

Bu âyetler dehşetli bir tehdidi
ihtiva etmektedir.
Zira Cenâb-ı Allah,
bütün insanların ziyan ve zararda olduğunu
ve bu zarardan kurtulmanın
zikredilen dört şeye bağlı olduğunu
hükmetmiştir ki bunlardan birisi de
başkasına hakkı tavsiye etmektir.
Yani insan sadece kendi
nefsiyle yetinmemeli, aynı zamanda
başkasını dinî vecibeleri
yerine getirmeye davet etmeli,
ona nasihat etmeli, emr-i bi'lma'ruf
nehy-i ani'l-münker görevini
yerine getirmeli ve kendi nefsi için
sevdiğini başkası için de sevmelidir.
Böylece başkasının da Allah'a itaat
etmesine vesile olur ki
din ehlinin yapması gereken de budur.
Bundan dolayı Cenab-ı Allah:
"Ey iman edenler!
Kendinizi ve ehlinizi öyle bir
ateşten koruyun ki onun yakıtı
insanlarla taşlardır
" (et-Tahrîm, 66/6) buyurulmuştur.
Buna göre hakkı tavsiye etmek,
dine ait ilim ve ameli tümüyle kapsamaktadır
(Fahruddin er-Razî) Mefâtihu'l-gayb, (90-91).
"Hakk" kelimesi "batıl"ın zıddıdır.
Genellikle bu,
iki manada kullanılır: Birincisi,
doğruya, adalete uygun ve gerçek sözdür.
İster akidevî iman ile ilgili olsun,
ister dünyevî meseleler hakkında olsun aynıdır.
İkincisi, insanın, yerine getirmesi
gerekli olan haktır.
O, Allah'ın hakkı, insanların
hakkı veya nefsinin hakkı olabilir.
Hak kelimeyi tavsiye etmenin anlamı,
mü'minlerden oluşan toplumun,
hakka karşı batılın yayılmasına seyirci
kalmayacak kadâr duyarlı olmasıdır.
Bu gibi toplumlarda ne zaman
ve nerede batıl baş kaldırsa,
hak kelimesini söyleyenler
seslerini yükseltmelidirler.
Toplumda her fert sadece kendisi, hakkı,
doğruluğu ve adaleti yerine getirmekle kalmamalı,
aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir.
Bir toplumu ahlâkî düşüş ve çöküşten korumak
ancak bu şekilde mümkün olur.
Eğer toplumda bu ruh yoksa
toplum hüsrandan kurtulamaz.
Şahsî olarak hakk üzerinde bulunanlar,
toplumun bozulmasına seyirci
kalmaları sonucu
kendileri de hakk üzere kalamazlar,
hüsrandan kurtulamazlar.
Bu nedenle Maide sûresinde
Hz. Davud ve Hz. İsa diliyle
İsrail oğullarına lanet edilmiştir.
Bu lanetin sebebi, o dönemde
Yahudi toplumunda yaygın olan
günah işlemek ve zulüm yapmaktan
birbirlerini alıkoymamalarıydı.
(El-Mâide, 5/78-79). Ayrıca İsrailoğullarının
cumartesi yasağını
açıkça çiğneyerek balık tutmayla başladıkları,
bu nedenle de onlara azap indirildiği,
bu azaptan ancak günahı önlemek için çaba
sarfedenlerin kurtulduğu açıklanmıştır
(el-A'râf 7/163-166). Aynı husus
Enfâl suresinde de açıklanmıştır.
"Azabı, sadece günah işleyenlerle
kalmayacak fitneden sakının"(el-Enfâl, 8/25).
Bundan dolayı emr-i bi'l ma'ruf ve
nehy-i ani'l münker İslâm ümmetine
farz kılınmıştır (Alu İmrân 3/104).
Bu farizayı yerine getiren ümmete
hayırlı ümmet (Alu İmran 3/110) denilmiştir
(Mevdudî, Tefhimu'l-Kur'an (Türkçe tercem'e), (225).
Peygamber efendimiz (s.a.s.)'e bir adam gelerek
"Ya Rasûlüllah! En faziletli cihad hangisidir diye sordu.
Rasûlullah (s.a.s.), "zâlim bir yöneticinin
karşısında hakk kelimeyi söylemektir"
şeklinde cevap verdi (Ahmed b. Hanbel, 3j4).
Müslümanların birbirine hakkı
tavsiye etmeleri bir zarurettir.
Çünkü hakka sarılmak zordur.
Hakkı engelleyen pek çok husus vardır.
Nefsin arzuları, menfaatlar, toplumun düşünceleri,
azgınların zulmü, karanlık düşünceler
ve zâlimlerin adaletsizliği bunlar arasındadır.
Hakkı birbirine tavsiye etmek,
birbirine hatırlatıp teşvik etmek,
gaye ve hedef birliğini dile getirip emanet
ve mesuliyette ortak olduğunu belirtmektir.
Bu gibi hususlar kişisel gayeleri birleştirerek
aynı hedefe yöneltir.
Çünkü birlikte çalışıp güçlenmelerini sağlar,
bekleyen herkese kendisinden başka da onun
bekçilerinin bulunduğunu anlatarak onlara tavsiye etmeyi,
onları teşvik etmeyi sağlar.
Onlarla birlikte olmak kendisini mahcub etmez,
sevindirir. Hakkın kendisi olan bu din ise,
birbirine bağlı, birbirini destekleyen,
birbiriyle yardımlaşan ve birbirlerine
tavsiyelerde bulunan
bir topluluğun bekçiliği altında
ancak gerçekleşebilir.
Birbirine nasihat edip
hakkı tavsiye etmek,
kötülüklerin önlenmesinde
son derece önemli olduğu için
Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifte
üç defa tekrarlayarak
" din nasihattır" (nasihattan ibarettir)
demişlerdir (Müslim, İman, 95).



|
Yalan ve Yalancı Şahitlik
Dinimiz İslam, en şerefli varlık olarak yaratılan
insandan yaratılış gayesine uygun,
kendisine yakışan davranışlar sergilemesini istemiş
ve bu konuda değişmez kurallar koymuştur.
İşte bu kuralların en önemlilerinden birisi de dinimizin
kesinlikle yasakladığı yalan söylemek
ve yalancı şahitlik yapmaktır.
Yalan söylemek, karşıdaki insanı aldatmak maksadıyla
gerçeğe uymayan sözleri söylemektir.
Yalancılık münafıklığın alametidir.
Yalancı şahitlik de, kişinin hakimin
huzurunda haklıyı haksız,
haksızı haklı çıkarmaya çalışmasıdır.
Bu çok büyük bir vebaldir.
Çünkü yalancı şahitlik,
Allah’a şirk koşmadan sonra gelen,
büyük günahlardan birisidir. İnsanlar arasındaki ilişkiler sevgi,
saygı ve güvene dayanır.
Doğruluğun olmadığı yerde huzur,
sükun ve mutluluktan söz edilemez.
Yalanın yaygınlaştığı toplumdan iftiralar,
düşmanlıklar ve anlaşmazlıklar eksik olmaz.
Güven,sevgi ve saygı duyguları yerini kuşku,
kin ve düşmanlığa bırakır.
Yüce Rabbimiz Hac Suresi 30.ayette:
“…Yalan sözden sakının.” buyurmuştur.
Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde:
“Doğruluktan ayrılmayın,
çünkü doğruluk iyiliğe, hayra götürür.
Kişi doğru söyleyip doğruluğu araştırdıkça
Allah katında sıddık olarak yazılır.
Yalandan sakının, çünkü yalan kötülüğe götürür.
Şüphesiz kötülük de cehenneme götürür.
Kişi yalan söyledikçe ve yalancılık yaptıkça,
nihayet Allah katında yalancı olarak yazılır.
” buyurmaktadır. Bir Müslüman kendi aleyhine bile olsa yalandan,
özellikle yalan yere şahitlikten kaçınmalı,
daima doğru bildiğini söylemelidir.
Bu husus Furkan Suresi 72.ayette:
“Onlar ki yalan şahitlik etmezler,
boş ve kötü lakırdıya rastladıkları
vakit şerefli (insanlar) olarak
(ondan yüz çevirip) geçerler.
” şeklinde anlatılmaktadır. Sözüne özüne güvenilmeyen bir insanla,
dostluk ve ilişki kurulamaz.
Meşru bir mazeret bulunmadıkça
verdiği sözde
durmayan kişinin toplum içerisindeki
saygınlığı zedelenir,
dostlarının sayısı azalır, işi ve sosyal
ilişkileri bozulur.
Eğer bizler hem Allah’ın rızasını
kazanmak,
hem de insanlar arasında itibar
görmek istiyorsak,
özümüz sözümüze uymalı,
doğru konuşmalı ve dürüst
hareket etmeliyiz.
Aleyhimize olsa bile nefsimizi doğru
söylemeye alıştırmalı,
çocuklarımıza, aile fertlerimize
ve çevremize
hakikati konuşmanın büyük bir
fazilet olduğunu öğretmeliyiz. 
Hz. Peygamber (s.a.v)’in şu hadisini
kendimize düstur edinmeliyiz:
“Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.”
|
|
üzülme küçüğüm
Bir an gelirki vakt-i icabet geldi zannedersin..
ve güller açar gülşeninde..
Ardından zamanın reddi şamar şamar iner yüzüne..
Şaşırırsın yıkılırsın, burkulursun,
acılar düğümlenir boğazına yutkunursun,
birkaç göz yaşından teselli arar belki bulursun.
Vefasızdır hayat anlarsın maddeyi silersin...
gönül ummanlarından manaya yönelirsin
lakin meddeci yürekler gerilir önüne..
incinirsin yıpranırsın ne çare!...
Hayat bu imtahan.. ve sen bir kulsun
KÜÇÜĞÜM..
Sınanırsın
Denenirsin
Elenirsin
Bilenirsin
Belki yanar demir gibi tam tavına gelirsin...
Bitti dersin herşey bitti..
gizli gizli inlersin..
nazar eden her bakıştan merhamet dilenirsin...
Sevgiye muhtaçtır gönlün,
açtır sevgiye yüreğin ama sevgi
kanadından vurulmuştur bilmezsin...
Ne ferhat kalmıştır artık nede ona yanan şirin...
bir damla sevgi uğruna yanarken yüreğin,
sevgi saçan Leylalardan da darbeni yersin..
Bundan ibarettir hayat söyledim ya
denenirsin bilenirsin...
Dayan bebeğim dayan çiçeğim...
İncinmesin idealin..
Unutma ki nur yolunun muhteşem ordusunda
sende yılmaz bir nefersin..
Varsın anlamayı versin seni üç beş aklı selim..
Değilmisin sen ümmeti o övülmüş Peygamberin...
Himmet kanadı altında yaşıyorken seçkin pirin,
seni vurmaması lazım bir kaç meselenin...
Hem değilmi seni seven, kendini sana sevdiren,
tüm günahlarına rağmen libası aşk-ı giydiren,
cürmünü görmezden gelip muhabbetine erdiren bir
Rahmanın bir Gufranın bir Subhanın eserisin...
Olsun çiçeğim..
Dayan biraz.. Eyle Rabbine niyaz..
belki ihtar belki ikaz göz yaşıyla çektiklerin...
Şu ebediyyet yolunun yolcusu!...
O Zaten seninle kah ilerde kah geride..
takılma Sen sebeplere...
Menzilin olsun hayalin... |
|
“Allah dedi ki: "Bu, doğrulara,
doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür.
Onlar için, içinde ebedi kalacakları,
altından ırmaklar akan cennetler vardır.
Allah onlardan razı oldu,
onlar da O'ndan razı olmuşlardır.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
"” (Maide Suresi, 119) |
|
“Şeytanların kimlere inmekte
olduklarını size haber vereyim mi?
Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,'
günaha düşkün olan her yalancıya inerler.”
(Şuara Suresi, 221-222)
|
|
“İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: “Doğrusu,
Allah, size gerçek olan va'di va'detti,
ben de size vaadde bulundum,
fakat size yalan söyledim…”
(İbrahim Suresi, 22)

NAMAZ ruha nur demek İMANA sur demek şeytana DUR demek mekana uğur demek temizlenen KİR demek ALLAH'I zikir demek
|
NAMAZ kulun miracı
derdimizin ilacı İMANIN asıl gücü kulun başının tacı yarının tek güvenci ahiretin kazancı meleklerin sevinci
|
NAMAZ en güzel inci müslümanlığın başı kabirde can yoldaşı kulun ekmeği aşı mazlumun sabır taşı namaz kulun gözyaşı mü'minin asıl işi ahiretin güneşi kurtulur kılan kişi
NAMAZ fazilet demek kullara nimet demek borç demek zimmet demek ALLAH'dan himmet demek
NAMAZ bereket demek sonsuz merhamet demek sırat ve cennet demek ALLAH'tan rahmet demek
NAMAZ dinin direği kul olmanın gereği RABBİMİZİN dileği MÜ'MİNİN geleçeği günahların küreği arındırır yüreği ahiretde giyeceği
NAMAZ cennet çiceği kabrimizin kandili cennet bağının gülü ibadetin makbulü şemsiyendir din günü dertlerin huzur anı sevapların dergahı

NAMAZ huzur yolu namazda sevap dolu
NAMAZ cana can demek RABBİNE eman demek eksilmez iman demek en ülvi zaman demek huzur daki an demek cennetdeki saray demek okunan KUR'AN demek aşk içinde yanmak demek kirden arınmak demek şerden korunmak demek rabbe görünmek demek hakka sığınmak demek cennete konmak demek
rahmete bürünmek demek nurla yıkanmak demek dertden barınmak demek

NAMAZ lütufdur bize
NAMAZ gökten inen nur bize
 <
| | | | |
|
|
.
|
|
|

|
|
Gönül çalamazsan aşkın sazını, ne perdeye dokun ne teli incit Eğer çekemezsen gülün nazını, ne dikene dokun ne gülü incit Bekle dost kapısın sadık dost isen, gönüller tamir et ehli dil isen Sevda sahrasında mecnun değilsen, ne leyla'yı çağır ne çölü incit Rızaya razı ol hakka kailsen, ara bul mürşidi müşkülde isen Hakikat şehrine yolcu değilsen, ne yolcuyu eğle ne yolu incit

|
|
|
| |

  
2005/11/26
|
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı (KUR'AN) oku ve namaz kIl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kِötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüًğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. |
ANKEBÜT SÜRESİ 45
 
|
; .
| | | |
ÖLÜM
Ölüm anılınca sakın ürperme!
Aman! Bunun da sırası mı deme
Belki çok gençsin, ölümü sevmezsin,
Ama kadere boyun eğeceksin
Bak! Yerin altında nice gençler var
Sözlüler, nişanlılar, evliler var.
Canlıların ortak kaderidir bu,
Değişmeyen ilâhi kanundur bu.
Bütün canlılar ölümü tadacak,
Ölüm meleği canları alacak.
Sonra; teneşir, kefen, tabut derken…
İnsan kendini mezarda bulacak.
Ölümü yasaklayan kanunlar çıksa,
Bütün ülkeler bunu onaylasa,
Kanunlar, kararlar beş para etmez,
İlâhi kanuna karşı gelinmez.
Kim olursan ol sen de öleceksin,
O bembeyaz kefeni giyeceksin.
Benim diyen yiğitler yeraltında,
Ölümü tattı sultan Süleyman da.
İnsana, cinlere emir verirdi,
Kuşun, karıncanın dilin bilirdi.
Nice Lokmanlar, hekimler öldüler,
Onlar da karanlık kabre girdiler.
Ya Rab! Kimse kalmıyor bu dünyada,
En üst makamlarda oturanlar da..
Her gün Minâreden salâ verilir,
Filan öldü diye haber verilir.
Yakında bizim salâmızda verilir,
filan bugün öldü denilir.
Bir bir gidiyor dost ve ahbaplar
Hayal değil, birer gerçektir bunlar.
Bizim de kapanacak gözlerimiz,
Bizim de bağlanacak alt çenemiz.
Ruhsuz bedenimiz yerde yatacak,
Dostlar ürperip karşıdan bakacak.
Sararıp solacak güzel yüzümüz,
Konuşmaz olacak güzel dilimiz.
Ah kardeş! Ne hale gelecek insan,
Cenaze adını alacak insan.
Gelin dostlar gelin! Tevbe edelim,
Ne olur! Günahları terk edelim.
Başımızı örtelim kapanalım,
Nefsimizi, çevremizi aşalım.
Namazımızı düzenli kılalım,
Ne olur! Ölümü unutmayalım..
Ölüm yatağına yattığın zaman,
Hayattan ümidin kestiğin zaman,
Bomboş geçen ömrün için yanarsın,
Ah!... Ah!... diyerek ciğerin yakarsın.
Dünyanın son ışıkları sönerken,
Son ümitlerin bir bir tükenirken,
Ürkek ürkek etrafına bakarsın,
“Dünyaya aldandım!” diye ağlarsın.
Sayılı nefeslerin tükenirken,
Hararetten ciğerlerin yanarken,
Gözünden mânevi perdeler kalkar,
Melekler, ruhlar görünmeye başlar.
O anda amel defterin dürülür,
Günahın, sevabın tek tek görülür.
Sevapların nur gibi ışık saçar,
Günahların kapkara dehşet saçar.
O an şeytan imânına saldırır,
İmânın zayıfsa, seni aldatır.
Son nefeste, son imtihan olur,
Mü’mine, melekler yardımcı olur.
Kalbinde var ise gerçek imânın,
Korkma! Aldatamaz seni şeytanın.
Azrâil uzaklardan belirince,
Korkup ürperirsin, O’nu görünce.
Aklın gider, acı canına vurur,
O anda âşıklar Cânân’ı bulur.
Kazanıp kaybettiğin belli olur,
Yerin ya Cennet ya Cehennem olur.
Azrâil alınca tatlı canımız,
Solar yüzümüz, donar kanımız.
Yıkıldı hayaller, bitti dünyamız!
Yalan dünyaya biz de aldanmışız.
Kim olursan ol, sonun bu olacak,
Ünvanın adın cenâze olacak.
Makamın, rütben geçersiz olacak,
Bütün servetin ellere kalacak.
Yardım et Allah’ım! Son nefesimde,
Seni zikredeyim, her nefesimde.
Kulum de yeter! Sana kul olayım
Dilersen yolunda kurban olayım.
Beni sen yarattın, başka Rabbim yok | | | |
İnsanın dünya hayatında yaptığı iyi ve kötü bütün işlerin sözlerin kayıt edildiği defter. Bu defter sesli bir film misali insanın her türlü hâl ve hareketini, konuşmalarını zapt eden bir defterdir. Bu kayıt ve zabıtlarla insan ahirette hesaba çekilecek, bu defter insanın leh veya aleyhinde bir şahid olacaktır. Kur'an'da "kitab" olarak zikredilmektedir .
Dünya hayatında devamlı olarak insanla beraber bulunan ve onun yaptıklarını kaydeden melekler vardır. Kur'an-ı Kerîm bu melekler hakkında şöyle buyurur:
"...Halbuki üzerinizde gözetleyici melekler var, şerefli yazıcı (melekler). Her ne yaparsanız bilirler" (el-Infitâr, 82/10-12). "O, (Insan) her ne söz söylerse muhakkak yanında hazır bir gözcü vardır"
Amel defterine insanın yaptıklarını yazan meleklere Hafaza* (Hâfıza) melekleri veya Kirâmen Kâtibîn * (Şerefli Yazıcılar) yahut "Rakîb Atîd" denmiştir.
Her insana, kendi amel defteri, Ahiret gününde verilecek ve insan kendi yaptıklarını orada bizzat görüp okuyacaktır. Defterleri sağl tarafından verilen kimseler Cennetlik bahtiyarlar, sol tarafından veya arkasından verilen kimseler ise Cehennemlik bedbahtlar olacaklardır. Bahtiyarların hesabı ya çok basit geçecek veya onlar hiç hesaba çekilmeyecek; bedbahtlar ise çok çetin bir hesapla karşılaşacaklardır. Kur'an-ı Kerîm bu hususta da şöyle buyurur:
"....Işte o vakit kitabı (amel defteri sağl eline verilmiş olan kimse der ki: ‚Gelin kitabımı okuyun. Çünkü ben hesabıma ulaşacağımı (hesaba çekileceğimi) zannetmiştim!. Artık o hoşnut bir hayatta yüksek bir Cennet'tedir " (el-Hâkka, 69/19-22). "Kitabı sol eline verilmiş olan ise, der ki: ‚Eyvah, keşke kitabım bana verilmeseydi... Hesabının da ne olduğunu bilmeseydim!... Tutun onu hemen bağlayın onu, sonra Cehennem'e atın onu..."(el-Hâkka, 69/25-27, 30-31).
Insan, kendi amel defterinde hayatının bütün teferruatını görünce hayret edecek ve Kur'an'ın tabiriyle şöyle diyecek "Eyvah bize, bu deftere ne olmuş, küçük büyük bırakmayıp hepsini toplamış... " (el-Kehf, 18/49).
Amel defteri insanın dünya hayatındaki kendi yaptıkları ameller doğrultusunda doldurulduğuna, insan da iradeye sahip olduğuna göre amel defterının iyi veya kötü şeyleri ihtiva etmesinde insanın kendisi etkilidir. "Iman edecek salih amel işleyenlerin amelleri zâyi' olmaz. Biz onu yazmaktayız. " (el-Enbiyâ, 21/94). Bu hususta başkasını suçlamasına mahâl yoktur. Arzu edilir ki o defter yüz ağartıcı sahifelerle dolu olsun. Yüzümüzün akı olacak salih ameller, o defteri süsleyecek olanlardır. Bu da ancak Allah'ın dinini yeryüzünde hakim kılmak, bu dini yaşamak ve Allah Resulu'nün gösterdiği yoldan gitmekle elde edilir.
Fani Dünya
Türlü türlü meyve verir Fani dünya, fani dünya Ruha hak'tan nuru gelir Fani dünya, fani dünya
Yaşam sınav, karmaşa ki Karanlıkta koşan hani Hayat fani, servet fani Fani dünya, fani dünya
Sevgi denen nesne odur Asıl sevgi Hak'ka olur Fani sevgi bil ki sondur Fani dünya, fani dünya
Allah adın zikreyleyen Dört boyutu gözle gören Allah için kulu seven Fani dünya, fani dünya
Bugün varsın, yarın hiç yok Komşun açken bak karnın tok Şu bilgiyi kafana sok Fani dünya, fani dünya
2005/11/19
|
|
|
|
|
DİNLE EY KIZIM
Bu nasihatleri dinlersen şayet
İyilik emreder yüzlerce ayet
Söylediğim söze kendim riayet
Etmezsem dinleme beni ey kızım
Küçüğe sevgidir, büyüğe saygı
Mevla’m bize vermiş ne güzel duygu
Sözümü dinlersen çekmezsin kaygı
Kendinden büyüğü daim say kızım
Kulaktır sözleri işiten duyan
Hayrı dinlemektir sana da uyan
Benim bu sözlerim çok açık ayan
Nasihati iyi dinle duy kızım
Kıyar mıyım senin bir tek teline
Dayanamam kor bassalar diline
Ne yapayım buda böyle biline
Namazın yoksa haline vay kızım
Evlatların seni alıkoymasın
Dünya’ya meyledip ayak kaymasın
Duyan yeter, duymayanlar duymasın
İnandığın hakkı haykır, yay kızım
Her işinde Allah rızası gözet
Nefsini ıslah et, halini düzelt
Belalara karşı bolca dua et
Sabrı İlahi bir görev say kızım
Davet et takvaya, takvalı yaşa
Şeytanı uzak tut, geçirme başa
Seni de taptırır paraya haşa
Fakirin hakkını ayrı koy kızım
Bu günün işini yarına atma
Akşamla, yatsıyı kılmadan yatma
Ebedi hayatı dünyaya satma
Bu sözden kendine çıkar pay kızım
Çok çeşitli nice yollar yapmışlar
Kendi yaptıkları puta tapmışlar
Dalalete düşüp yoldan sapmışlar
Ehlibeyt yolundan ayrılma kızım
Sen üstüne düşen vazifeni yap
Bil ki yaptığını görür Yüce Rab
Çok ibadet ile olsan da harap
Bahane arayıp sıyrılma kızım
Hayat imtihandır zorda kalsan da
Hatta çoğu yerde haklı olsan da
Her ne kadar sende aciz kulsan da
Hiçbir zaman yalan uydurma kızım
Kur’an'ın emri var, haramdır gıybet
Zan ile gıybete aman dikkat et
Babanın sözünü dinlersen şayet
Kimsenin gıybetin eyleme kızım
Kulluk için gönderildik dünyaya
İyilik yap hiç kaçmadan riya’ya
Üç gün için tamah edip paraya
Kalp kırıp kötü söz söyleme kızım
Sırdaşın olsun ki, sırrını paylaş
Samimi kimseyi eyle arkadaş
Boş durma daima nefisle savaş
Namerde derdini söyleme kızım
Dostunu iyi seç, kıymetin bilsin
Sen ona, o sana canını versin
Dostluğun şartını ilk başta dersin
Hakka düşmanı dost edinme kızım
Babanın sözünü dinlersen eğer
Kazanırsın Allah indinde değer
Mehmet’te kızını severmiş meğer
İtiraf edeyim sende duy kızım
Mehmet DEMİRER
SUNAN:-
|



GELİN KENDİMİZİ DEĞİŞTİRELİM Evvela nefisten başla ıslaha
Varmaya yüzün olsun Felah’a
Belki de çıkmayız yarın sabaha
Gelin kendimizi değiştirelim Takvalı insana sözüm yok elbet
Muhataplarına asıl bu davet
Şeytanın sözüne etme icabet
Gelin kendimizi değiştirelim
Yalanı, gıybeti bırak kardeşim
Ölü eti ile yok senin işin
Musalla taşına varmadan başın
Gelin kendimizi değiştirelim Gizli şirk pusuda bizi bekliyor
Cahilleri listesine ekliyor
Alimi görünce hemen tekliyor
Gelin kendimizi değiştirelim İlk önce kendinde ara kusuru
İnsan bu nefsinin olur esiri
Olsun istiyorsan sözün tesiri
Gelin kendimizi değiştirelim Hasedi kalbinden söküp atmalı
Gece Namaz’ından sonra yatmalı
Yatmadan önce de tövbe etmeli
Gelin kendimizi değiştirelim Nimetin şükrü’nü bırakmayalım
Emanet edilen sır saklayalım
Haramla, zina’ya hiç bakmayalım
Gelin kendimizi değiştirelim İçimizde kin ve nefret kalmasın
Bölgemizde bizden takva olmasın
Şeytan bizi kendine dost bilmesin
Gelin kendimizi değiştirelim Mümin çevresine ilim yaymalı
Ehlibeyt bizimle gurur duymalı
Yaşantımız Peygambere uymalı
Gelin kendimizi değiştirelim Evimizde helal lokma yenmeli
Bizim için emin insan denmeli
Öksüz’ ün, yetimin yaşı dinmeli
Gelin kendimizi değiştirelim Benim bu sözlerim dostlarım size
Söz geçirmek için biz nefsimize
Ölüm anı henüz gelmeden bize
Gelin kendimizi değiştirelim Aşık Mehmet diyor lafta kalmasın
İcraat olsun ki boş söz olmasın
Allah bilsin bilmeyenler bilmesin
Gelin kendimizi değiştirelim
EY NEFSİM Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın?
Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin?
Halkın sevgisini ararken, Allah’ın nefretinden emin misin? Kendine karşı sadakatini kaybetme... Elest bezmindeki ahd-ü misakını unutma... Ey kendi başına buyruk nefsim! Sevdaların, korkuların, kaygıların?!
Evet biraz açar mısın?
Kalp ritmini zorlayan heyecanlarından bahsetsene!
Hangi limana demir attın? Göze gireyim derken, gözden düştüğünün farkında değilsin...
Övünmek ve saygınlık kazanmak için bu ne hırs?
Kendini beğenen nefsim şöyle demen gerekmiyor mu? “RABBİM BENİ BANA BEĞENDİRME.
”Bilmediklerine “ben bilirim” demekten vazgeçmeyecek misin?
Hala “bilmiyorum” demeyi bir nakısa olarak mı göreceksin? NEFSİM! Kitab’a karşı neden soğuksun?
Namaza neden ağırsın?
Kardeşlerine niçin mesafelisin?
Aktüaliteye meraklı, Ahiret’e duyarsızsın...
Hangi kulvarda geziniyorsun?
Başını almış nereye gidiyorsun? Ne zaman samimi olacaksın...
Riya ile kendine zulmetme...
Toplum içinde kıldığın namaz ile yalnız iken kıldığın namaz arasındaki farkı nasıl izah edeceksin? Nefsim! Rabb’imin “Feveylun” dediğini duymuş olman lazım...
Namazında kendine yazık etme...riya bulaşan namaz başına bela olmasın... Okuduğun Kur-an sana zulmetmesin...
Nice Kur-an okuyanlar var ki, Kur-an onlara lanet eder.Bunu biliyorsun. Ey kendine zulmeden nefsim! Günah işlemekte ne kadar cesursun...Ateşe dayanma gücünü nerden alıyorsun? Nefsim ebedi ve ezeli düşmanına, şeytana açık veriyorsun...Düşmanını küçümsüyorsun... Nefsim! Niçin susuyorsun?
Çünkü suçlusun...Haydi itiraf et...Dönsene...Gel tevbeye... Ey nefsim hala kendini temize çıkarmaya devam edecek misin?
Oysa Hz. Yusuf Nebi şöyle diyordu: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.” Yusuf’un yapmadığı tezkiyeyi yapıyorsun. Bak dinle Kur-an ne diyor: “Nefislerinize tezkiye etmeyiniz.” (Necm- 32) Ey nefsim! Kendini güvende mi hissediyorsun?
Oysa Hz. Muhammed (s.a.v), kızı Fatıma’ya güvence vermemişti... “Kızım Fatıma nefsini ateşten koru, kıyamet günü senin için elimden bir şey gelmez.” Yoksa kimsenin bilmediği güvencelerin mi var? Hz. Muhammed’in kızına vermediği garantiyi sana veren mi var?
Nefsim topraktan geldiğini unutmuş gibisin...Azrail ile randevunu erteledin mi yoksa? Ey yaşam hırsı ile sersem hırsım! Hz. Muhammed’den geriye kalan neydi? Nefsim! Mutmain misin? Samimi misin? Haydi rabbine dön!
Sen dönmek istemesende dönüş O’nadır...
Sen Rabb’inden?Rabb’in senden razımı? Uyarıya muhtaç nefsim, kendini müstağni görme...
Yoksa samimiyetsizliğini gizlemek için mi samimiyet edebiyatı yapıyorsun.? EY NEFSİM! HALİS OL Kİ, HALAS BULASIN!..

islami sohbet
PEYGAMBERİMİZ BUYURUYOR Kİ: İçinizden biri eşiyle birleştiği vakit, Allahım lanetlik Şeytanı, bizden ve doğacak çocuklardan uzaklaştır, diye dua ederse lanetlik Şeytan doğan çocuğa ebediyyen zarar veremez. - İBNÜ ABBAS - SORU: Ey saadet bahçesinde Allahını unutmayan imanlı kişi!.. Sevgili Peygamberimizin hadisi şerifindeki dua kısmında açıklanan faydadan başka ne gibi menfaatlere kavuşacağını açıklar mısınız? CEVAP: Temas anında besmele-i şerifle birlikte bu duayı okuyan bir müminin; sulbünden dünyaya gelecek olan çocuğun dinine, imanına şeytan zarar veremeyeceği gibi, o anda yapılan cinst temas ta şeytanın her hangi bir müdahalesi olamayacaktır. Besmele-i şerifle birlikte bu dua, temastan biraz evvel okunmadığı takdirde şeytan hem doğan çocuğa ve hem de yapılan temasta büyük bir rol oynayacağı ifade edilmektedir.
Güzel kızım, unutma!.. Sâliha bir hanım olmak; incelik ister, fedâkarlık ister. Gönlündeki deryâyı coşturup inciler devşirmek gerek. Sevmek gerek hanımlığı, anneliği Merhametli olmaya baş koymak, gönül tasınla bütün âleme serin, berrak bir yağmur olup kupkuru toprakları münbit hâle getirmek kolay değildir, elbet Hazret-i Âmine'lik rûhuna bürüneceksin önce Kimdir Âmine? Ne demektir Âminelik rûhu? Emâneti en iyi taşıyan demek. Hâmil olduğun yükün "emanet" olduğunu bilip, rûhun bu yük altında ezilecek, dokuz ay çile çekeceksin Dilinden geçen zikri yüreğinde hissedeceksin ki, ardından insanlığa numûne olacak bir "sadaka-i câriye" bırakabilesin. Sonra Hazret-i Hacer olup teslimiyet bağrından zemzem akıtmak Yanacaksın, koşacaksın, ağlayıp O'na dayanacaksın ki, zemzemler fışkırsın, kurak yüreklerden * * * İki gözümün ışığı! İçinde, kıpırdanan yavrunu ilk hissettiğin andan itibaren bir merhamet kaplar hücrelerini... İşte o zaman Allâh'a şükredeceksin, Peygamberlerin en fârik vasfı olan "merhamet"ten sana da bir pay verildiği için Yavrucuğum, insanın en büyük ihtiyacı "rûh gıdası"dır. Onun ilk kıpırdanmalarına salevât-ı şerîfelerle karşılık vereceksin. Sen fark etmesen de o seni duyar ve hisseder. Öyleyse ilk duyduğu, Allâh'ın kelâmı, Peygamber Efendimiz'e sunmuş olduğun duân olsun.Dokuz aylık çile çabuk geçmez, geceleri yatamadığın zaman kıyâma dur ki, Rabbinin huzurunda durmayı öğrensin Gözyaşı dök ki, merhameti öğrensin, ümmet-i Muhammed'e duâ ve infâk et ki cömertliği öğrensin Ağzından haram lokma girmesin, yavrum! Helâl lokmayı tanısın ki, harama uzanmasın.Tatlı dilli ol ki, kötü konuşmasın.Secdelerini çoğalt ki, Rabbinin karşısında hiçlik ve tevâzuya bürünsün.Mahlûkata gönlünü aç ki, sevgiyi ve muhabbeti öğrensin Sancılar sana kıyâmetin dehşetini hatırlatır, belki. İşte o zaman anacığını anlayacaksın. İşte o zaman "cennetin anaların ayakları altında olduğunu" öğreneceksin. Dişlerin birbirine kenetlenince, ölümün varlığını tadacaksın.Yavrunu kucağına alınca, dünyanın "gurbet" olduğunu ve konuşmanın zevkini tatmak için bu dünyada bedel ödemek gerektiğini öğreneceksin. Ona sütünü, Yâsin-i Şerif'lerle verirken; dünyadaki en güzel şeyin, insanlara "Allâh için kendinden koparıp vermek" olduğunu hissedeceksin.Geceleri herkes uyurken, onun seni ağlayarak çağırmasına zevkle koşup gideceksin. İşte o ân, Rabbini de gerçek mânâda sevdiğinde, teheccüde kalkmanın senin için bir yük olmadığını anlayacaksın. Onu hasta ve ateşler içinde görünce "hiçliğini" ve "çaresizliğini" görüp Allâh'a îmânın kat be kat artacak Ona sünnet-i seniyye ile yaşamayı öğret ki, Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e hayran olup, onu taklid etsin. Öğretmezsen ilerde kim olduğu belirsiz kimseleri taklide başlar, onlara hayran kalır, sen de mes'ul olursun.Onunla mübarek gün ve geceleri zevk ve heyecan içinde yaşa ki, gayr-i Müslimlere ve onların eğlencelerine hayran kalmasın. Bayramını bilip, gerçek bayramı olan kıyâmet sabahı için hazırlansın.Ona Kur'ân-ı Kerim'i çok iyi anlatmalısın. Her bir sûre, onun gönlüne iniyormuş gibi hissetsin ki, yaşantısıyla "canlı bir Kur'ân" olsun. Hâfızlığı sevdir, ona âşık olsun ki, dilinde şarkı-türkü olmasın. Boş satırların hamalı olmasın Kur'ân-ı Kerîm kültürüyle aydınlanırsa iki dünyası da pürnûr olur.İşte o zaman, tıpkı şimdi benim olduğu gibi seni de kabirde nûrdan taçlarla taçlandırıp cennet elbiseleriyle nûrlandırırlar Hedefini unutma kızım, hedefin sâliha bir hanım, sâliha bir ana olmaktır. Annen ALINTI
Bin damla umut serpilsin yüreğimize, Bin tatlı mutluluk dolsun günlerimize, Bin bir hayalimiz gerçekle buluşsun, Mutluluklar hep bizimle olsun, Umutlarımız gerçek,gerçeklerimiz mutluluk,olsun, Mutluluklarımız ise sonsuz olsun,ALLAH yar ve yardımcımız olsun. ALLAH a emanet olun.
|
|
|
|
|
|